ÇOCUKLARDA UYKU ve RÜYA İŞLEYİŞİ

                Uyku hem beyinin işlevi hem de psikoloji ile ilgili yaşamsal bir durumdur. Doğumdan sonraki ilk üç ayda, bebek açken ya da dışkıladığı zaman uyanır, tokken uyur. 19-23 saat arası uyuyan bebekler zamanla daha az ve gece saatlerinde uyumaya başlarlar. Yaklaşık 3 yaşında uyku dengesini bulur.

                Uyku, 3 dönemi içerir: Uykuya dalma, Rüyasız uyku, Rüyalı uyku (REM Uykusu)

                Uykuya dalmada, beden gevşer, çevre ve beden ile ilgili algılar azalır. Rüyasız uyku döneminde, bedenin temel yapı taşı olan proteinler yeniden oluşturulur, kişi fiziksel yorgunluğunu atarak dinlenir ve çocuklarda büyüme hormonu salgılanır.

Rüyalı uyku döneminde, göz kapaklarında ve gözlerde hareketlenme olur; ancak kasların gevşemesi nedeni ile beden hareket etmez. Böyle bir düzenleme olmasaydı gördüğümüz rüya ile hareket edecek, yataktan kalkıp rüyadaki eylemleri yapacaktık. Yenidoğan bebeklerdeki seyirmeler, ellerin ayakların kıpırdanması bu mekanizmanın zayıflığı yüzündendir. Küçük bebeklerde rüyalı uyku dönemine uyuduktan 30-45 dk sonra geçilirken, 2 yaşından büyük çocuklarda 120 dk sonra geçilmektedir.

2 yaştan sonra çocuklar gecede 12 saat uykuya ve 4 yaşa kadar da öğle uykusuna ihtiyaç duyarlar. Gece uykusunun 5 te birinde rüyalı uyku dönemini yaşarlar.

Rüyaların işlevleri nelerdir?

Rüyalar, yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz, düşündüklerimiz ve hayal ettiklerimizden oluşur. Çocukların rüyaları da bunlardan etkilenir. Bunun yanı sıra, çocuğun cinsiyeti, yaşı ve gelişim durumu da rüya oluşumuna katkıda bulunur.

Rüyalarımızda, günlük hayatta yaşadığımız şeyleri tekrar programlarız. Öğrendiklerimizi zihnimize yerleştiririz. Rahatlar, dinlenir ve gevşeriz. En önemlisi de, farkında olmadığımız düşüncelerimizi ortaya çıkartırız. Bu düşüncelerin oluşturduğu rüyalarda ya arzularımızı, isteklerimizi, özlemlerimizi yaratırız ya da korkularımızı, kaygılarımızı, öfkemizi ortaya dökeriz.

Çocuklar 18-24 aylıkken rüyalarını anlatacak zihinsel mekanizmaları geliştirmeye başlarlar. Bu, ruhsal bütünleşmenin geliştiğini gösterir; ancak çocuğun rüyayı hatırlaması kadar anlatabilmesi dil gelişimine de bağlıdır.

Çocuklar henüz dış dünya ile baş edebilecek olgunlukta olmadıklar için kaygıları yoğundur, bu nedenle de sık sık kötü rüya görürler. Kötü rüyalar 3, 6 ve 10 yaşlarında en yoğun olarak görülür.

2-3 yaşındaki çocuklarda kovalanmak, hayvanlar tarafından ısırılmak; 4 yaşlarında kötü insanlarla karşılaşmak; 5-6 yaşlarında kaybolmak, öldürülmek, aile bireylerinin kaybı, hayaletler-canavarlar, yılanlar, aslanlar, köpekler gibi hayvanlar tarafından zarara uğrama rüyaları en sık görülenlerdir.

4 yaştan önce rüyalar basit cümlelerle ya da bazen sadece tek tek kelimelerle ifade edilirken, 5-6 yaşta rüya içerikleri derinleşir, uzun cümlelerle ifade edilir ve hikâyeleşir.

Genelde kötü rüyalar, rüyalı uyku döneminin başında yani gece yarısı; güzel rüyalar ise sabaha karşı görülür.

                Çocuklar 4 yaştan önce rüyaların gerçek yaşantılar olduğunu düşünebilir ve aşırı tepkiler verebilirler. 5 yaştan itibaren ise, farklı bir zihinsel etkinlik olduğunu, gerçekdışı ve farklı bir yaşantı olduğunu kavrarlar. Rüyaların anlatılmasının engellenmesi iyi değildir, ancak sürekli rüyaların sorgulanması da, çocukların rüya yerine hayallerini anlatmalarına ve bu şekilde ilgi çekmeye çalışmalarına neden olabilir. Çocuklar istedikleri sürece rüyaları dinlemek ve güzel rüyaları, çocuğun arzusunu anlamaya çalışarak yorumlamak; kötü rüyaları ise çocuğun kaygısını anlamaya çalışarak yorumlamak yerinde olacaktır.

                Çocuklar kötü rüyalar nedeni ile uyumak istemeyebilirler. Uyku dünyasında iken gerçek dünyadan kopmak,  tehlikelere açık bir haldeymiş gibi düşünmelerine neden olabilir. 3-6 yaşlar arasında çocuklar uyuma ritüelleri geliştirebilir. Uyku arkadaşı olabilir, bebeklik battaniyesi,  yastığı ile uyuyabilir, ailesinden hep aynı masalı anlatmasını isteyebilir.

*Çocuklarla yatmadan önce günü konuşmak yararlıdır. Özellikle üzüldükleri, korktukları durumların anlatılması ve kaygıların giderilerek uyunması rahatlatıcıdır.

*Psikolojik olarak onlara güç verecek, kendilerini güçlü hissedecekleri kısa hikâyeler anlatılabilir. Telkinlerde bulunulabilir.

*Ayrıca öz-bakım becerilerini yapamayan, akademik olarak yetersiz olan ve yetişkinlere bağımlı çocuklarda daha fazla kötü rüya göründüğü bilinmektedir. Bu nedenle çocukları bu alanda kendilerine yeter hale getirilmelidir.

*Çocuğun yetişkin filmlerine ya da anlatılarına maruz kalması da, kötü rüyaları tetiklemektedir. Olabildiğince bu yaşantılardan uzak tutmaya dikkat edilmelidir.

*3 yaşından büyük çocuklarda; parmak emme, eşya emme, annenin bedenini tutma gibi yaşantılar varsa; çocuk 1 ayda 4 kereden fazla alt ıslatmışsa destek alınması gerekmektedir.

                Uyku ile İlgili Diğer Sorunlar

                Dış gıcırdatma: Birçok etken dış gıcırdatmaya neden olabilmektedir. Kalıtımsal olma oranı yüksektir. Çene ya da diş yapısından kaynaklanabilir. Ayrıca sıkıntılı rüyalarda olduğu gibi günlük yaşam olayları, kaygılar, beklentilerin uykuya taşınması ve bunların yarattığı gerginlik de çocuğun kendini sıkarak dişlerini gıcırdatmasına neden olabilmektedir.

                Gece terörü: Çocuk gece uyanır, gözleri dalgın bir şekilde bakar, korkmuştur ağlayabilir. Çarpıntısı olabilir. Bu durum 1-2 dk sürer ve tekrar uyur. Sabah bu durumu hatırlamaz. Genellikle 5-6 yaşlarından sonra görülmez.

                Uyurgezerlik:  Genellikle uykunun ilk yarısında ortaya çıkar. 7-12 yaşlar arasında, erkeklerde daha sık görülür. Bazen karmaşık, ancak çoğu zaman aynı şekilde tekrarlanan bir etkinlik içine girer. Çocuk boş boş bakar, iletişim kurmaz ve duymaz gibidir. Çok zor uyandırılır.  Rüya dönemi uykusu çocuğun uyanmasını engellemektedir.  Genelde 10-30 dk sürer ve uyanmadan tekrar uyunabilir. Kalıtımın etkisi büyüktür. Beyin gelişimi ile yakından ilgilidir, rüyalı uyku döneminde kasların gevşemesine neden olan mekanizmanın az işlemesi buna neden olabilir. Çok yoğun psikolojik kaygılar yaşayan çocuklarda da görülmektedir. Genelde yetişkinlik dönemine kadar sürmez, ergenlik sonunda hem beyin gelişiminin tamamlanması nedeni ile hem de daha sağlam bir kişilik mekanizması kurulduğu için bu sıkıntı ortadan kalkar. Sara ve ateşli hastalıklardaki sayıklamalar ile karıştırılmamalıdır.

                Tüm bu durumlarda, öncelikle çocuğun sıkıntısı anlamaya çalışmak, uyumadan önce rahatlamasını sağlamak gerekmektedir. Eğer yapılan davranış değişikliği ile de sorunlar çözülmüyorsa, psikolojik destek almak, çocuğun sağlıklı bir uyku uyuması için gereklidir.

Ne demişler; çocuklarımız uyusun da büyüsün!

                Sevgiler…                 Psikolog Gizem OZAN.

               

          

               

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !